Sekiz kapı dokuz tokmağın yetersiz kaldığı bir haftasonu yaşadık. Cuma akşamı başlayan tempo pazar gecesi 23.30'da artık ayaklarımın ağrısından ağlayacak gibi olduğum noktada, şükür ki bitti. Detalar şöyle;
Cuma akşamı, oldukça yakın bir arkadaşımızı daha evlilik kurumuna kurban verdik:) Ama malesef son dönemde yaşadığımız en kötü düğünlerden biri ile. Bugün bile davetliler, bizim düğünümüzde ne kadar eğlendiklerini, benim hiç oturmadığımı, kocişin de oturmasına izin vermediğimi konuşur. O akşam gelinin yüzünde, hiç abartmıyorum, "bitsede gitsek, çok sıkıldım, zaten bu papuçlarda sıktı, üf ne sıcak, ay öp öp nereye kadar" ifadelerinin tümünü içeren bir ifade vardı. Kocişle biz, bambaşka davete gidecekken yolunu şaşırmış bir çift gibiydik çünkü kitlenin çoğu, inanmazsınız ama t-shirtle filan gelmişti.
Bu arada, düğünden bi gün önce Erim dedi ki, "Ben yarınki düğüne bi çiçek göndereceğim." Ben de dedim ki, "Sakın ha, çelenk gönderme, büyük görgüsüzlük, çelenk sadece cenazeye gider, büyük bir sepet tercih et" Anlaştık. Salona bi gittik ki, kocaman özensiz mi özensiz bir çelenk kapı girişinde duruyo, bi de üstüne üstlük şirketin adı da "...mar" olarak yazılması gerekirken, "...mal" şeklinde yazılmış. Tam durum komedisi. Kociş delirdi, bense çok eğlendim. Tabii, pazartesi günü çiçekçi ile anlaşma fes edildi.:))
Cumartesinin programını hafta başından yapmıştık. Miniş'lerin tavsiyesiyle 16,30 vapuru ile doooğru Burgazada, Barba Yani.
Hava çok güzeldi, vapur da çok keyifliydi. Daha önce ablamda gördüğüm limon suyu çıkartıcıyı (bi çeşit vidalı sistem, limonun poposundan içeri girip, satıcının tabiriyle "yanlardan limonu okşayınca" suyunun ağız kısmından çıkmasını sağlıyo)satan adamı görünce accayip sevindim. Etrafta herkese birer tane aldım. Hemen ardından da, balık tombalasına şahit olduk. Biz ilk defa karşılaştık ama oldukça popüler bir uygulamaymış. Balıkçı 1 kasa balık getiriyo. Elinde 100 satırlık bir kart. Her numara diyelim ki 5 ytl. İstediğiniz kadar satır satın alıyorsunuz. Adam tombaladan numara çekiyor. Sizin numaranız çıkarsa, diyelim 50 ytl lik balığı 5-10 ytl ye alabiliyorsunuz. Süper sistem. Sonra öğrendim ki çoook eskiden beri varmış. Hatta tam rakı sofrası (2 balık+salata+rakı vs.) için yapıldığı bile söylendi.
Burgazada çok keyifli, sakin ve kaliteliydi. Barba Yani'deki mezelere, özellikle de soyalı uskumruya, bayıldım. Tam rakı güzel, ortam güzel, hava güzel, aşk güzel tadındaydık.
Pazar günü ise, saydım, tam tamına 14 kalem iş yapmışım. İşte o yüzden de gün sonunda neredeyse ayaklarımın ağrısından ağlayacak gibiydim.
Kahvaltı için, Samatya'da yeni açılan Van Kahvaltı Salonu'na gittik. Tahminimizin üzerinde kalabalıktı ama açıkçası içerik olarak bize orijinal gelen pek bişey olmadı.
Ardından da dooğru Eminönü, balıkçılar. Evdeki akvaryumdaki Japonlarda üstüste hüsran yaşayınca, Japonların yerini Çikletler almıştı kısa süre önce. Bu hafta nüfusa, bazı özel cinslerden eklemeler yaptık. Rengarenk, deniz akvaryumu gibi bir havası oldu şimdi bizimkinin. Çikletler çok oyuncu, sinirli ve obur. Dolayısıyla balıklarla beraber daha doyurucu yemler ve içine saklanabilecekleri küpler de aldık.
Eve gelip, akvaryumun işlerini hallettikten sonra, ne zaman aklımda olan tartları yapmaya karar verdim. www.cafefernando.com u yeni keşfettim. Oradaki hem tatlı, hem de tuzlu tartı denedim ve sonuç tek kelime ile mükemmel. Kıyır kıyır, inanılmaz lezzetli, şiddetle tavsiye ederim.
Okurken yoruldunuz mu? Ben de... Sonrasındaki diğer koşturmaları burada anlatmaya enerjim yetmeyecek sanırım:))