- Canım yakıyorlar şu sıralar. Sanki sıraya girmiş gibi, birbirleri ardına. Hele biri... Kendi açtığı yaranın, bağlamış kabuğunu kaldırıp üzerine bir kez daha tuz bastı. Bense hiç ama hiç birşey yapamadım. Öylece kala kaldım. Dilim tutuldu sanki. Söylenen söze verilecek çok cevap, gösterilecek çok tavır vardı belki ama ben yapamadım, yapmasım. Şimdilerdeyse güvenli ve sakin sularda, kendi içimdeki fırtınaların durulmasını bekliyorum.
- Dört günlüğüne İzmir’e kaçtık kocacığımla. Nasıl güzeldi. Herşey ve herkesten uzak. Sadece ikimiz. Güzel İzmir’ime bırakın baharı, neredeyse yaz gelmişti. Balık güzeldi, rakı güzeldi, aşk güzeldi İzmir’de.
- İki tane çok ama çok beğendiğimiz oyun izledik. Birincisi, Yangın Duası. Yazan, yöneten ve oyunculardan biri Berkun Oya. Hani bir dönem sanırım CNNTürk’te Defakto diye bir program yapardı. Aynı tarz bu oyunda da hakim. Müthiş bir karizma, insanın hoşuna mı gittiğine, sinirini mi bozduğuna karar veremediği, ışık ve ses oyunları. “Koca kafa kimde var...” düşünün ki bu replik oyun öncesinde belki 30 – 45 dk arka arkaya, farklı tonlarda tekrar ediyor. Sonuç, sıra dışı bir oyun arıyorsanız, Yangın Duası’nı kaçırmayın... İkincisi de, Uyarca. Baş rollerinde Atsız Karaduman, Atilla Olgaç, Tarık Ünlüoğlu oynuyor. Herşeyiyle inanılmaz gerçekçi, hatta sinir bozucu. Dekor ve ses o kadar iyi ki, kendinizi gerçekten yerin 5 kat altındaki bir depoda farzediyorsunuz. Soğuk hava deposunun! kapısı açıldığında, içinizi bir ürperme kaplıyor. Damlayan su ve lağıma karışma sesleri bir zaman sonra sinirlerinizi bozuyor. Ağır ağır inen asansör, yerin 5 kat altında olduğunuz fikrini bir kez daha pekiştiriyor. Hele finali... of.
- Biliyorsunuz Mart ayında ekmek kursuna gitmiştim. Nisan ayındaki aktivitemiz ise, çikolata kursuydu. Artık sevdiklerime, kendi yaptığım, birbirinde farklı çikolatayı hediye edip, ikram edebiliyorum. Kursa gittiğim gün, birşey olsa da iptal edilse diye yalvarırken, kurs çıkışı kafamın içi bomboş olmuştu. Her çikolata yapımı, inanılmaz bir terapi gibi. Yeterince eridi mi, kalıpta boşluk kalmasın, içlerine ne koysam, yeterince dondu mu? diye düşünürken, başkaca herşey kafanızdan uçup gidiyor. Sıradaysa, İtalyan Mutfağı var.
- Şimdiki evimizin, bize müthiş keyif veren bir balkonu var. İzmir'deyken, dumansız ızgaralardan alıp, haftasonları, balkonda mangal yapma fikri düştü aklımıza. Orada dolaşırken Tefal'e girip baktık. Largo modeli, 235 ytl idi. İnternetten 155 ytl'ye sipariş verdik ve İstanbul'a döndüğümüzde teslim ettiler. Hiç vakit kaybetmeden haftasonu denedik. Muhteşemdi. Evde mangalbaşı. Beraberinde de, sanırım bizim freeshoptan aldığım, Robert Mondavi, Private Selection, 2003, bize eşlik etti. Artık başkaca şarabı zor içeriz diye düşünüyorum.
- Bi de, artık evimizde mis gibi ekmek kokuları dolaşıyor. Nefis. Kursa gittiğimden beri evde 3-4 defa ekmek yaptım ama vakit alan bir iş olduğu için, sabah kahvaltısında kendi ekmeğinizi yemek istiyorsanız, ya erken kalkacaksınız, ya da kahvaltıyı geç edeceksiniz. Biz de, yine İzmir'de dolaşırken, ekmeğimiz uyandığımızda hazır olsun, evin içi mis koksun diye, Sinbo 4705 ekmek makinesini almaya karar verdik. O da ızgarayla beraber geldi. Mis gibi, dışı kıtır, içi pamuk, kocaman ekmekler yapmanın yanında, hamur yoğuruyor, çok başarılı reçel yapıyor, henüz denemedim ama kek, pilav ve güveç de yapıyormuş.